Şiddete Maruz Kalan Kadına İlişkin Yasal Düzenlemeler

1991’de Türkiye’nin en yüksek idare mahkemesi olan Danıştay, uluslararası anlaşmaların hiyerarşik olarak Türk yasalarından üstün olduğuna ve kişilerin uluslararası hukuka tabi olduklarına hükmetmiştir.

“Aile, insan yaşamından daha kutsal değildir. Bu yasanın amacı aileyi değil, aile içinde şiddete maruz kalanı korumaktır.” (Ailenin Korunmasına Dair Kanun, İstanbul, 2002) 
 
Türkiye’de 1998’de yürürlüğe giren Ailenin Korunmasına Dair Kanun, ev içi şiddete karşı ileri bir mevzuattır.
 
Yasaya göre bir kadın, onun adına bir aile dostu ya da aile üyesi veya Cumhuriyet Savcısı, şiddete karşı koruma emri çıkartması için (2003 teki 4787 sayılı Kanunla yapılan değişiklik ile Aile Mahkemesi Hakimine) sulh hakimine başvurabilir.
 
Hakim başvuruyu aldığında anda derhal koruma tedbirlerine hükmedebilir; bu başvuru, saldırganı yargılamayla ilgili bir talep değil, eşi korumayla ilgili bir taleptir.
 
Şiddet uyguladığı iddia edilen kişinin evden uzaklaşmasını ve kurbana yaklaşmaması, aksi halde hapis tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı gibi emrin öteki zorunluluklarına uymasını gerektirir. Yasa polise, şiddet uyguladığı iddia edilen zanlının silahlarına el koyma hakkı da tanır. 

Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun Ocak 2003’de yürürlüğe girmiştir. Şu anda kurulmuş ve kurulma aşamasında olan bu mahkemelerin kadınlar ve çocukların adalete ulaşmalarını güçlendirmesi planlanmaktadır. Bu mahkemeler, aile hukukuyla ilgili konularda karar verme yetkisine sahiptir.
 
Görevleri, çocuklar ve yetişkinler (özellikle, uygulamada kadınlar) için, ailenin mali korunması da dahil olmak üzere koruyucu, eğitsel ve sosyal önlemler almaktır. Nüfusu 100.000’nin üzerinde olan tüm yerlerde kurulmakta olan bu mahkemelerden 2005 yılı Mart tarihinde ülke genelinde 102 tanesi görev yapmaktadır. 

Yasaya göre, Türkiye’de herkes için parasız hukuki yardım olanağı mevcuttur. Ne var ki uygulamada sadece bazı baroların kadın komisyonlarının kadınlara bu tür destek sağlayabildikleri görülmektedir.
 
2001’de yürürlüğe giren yeni Medeni Kanun‘a göre, şiddet suçlarına maruz kalan tüm mağdurlarda olduğu gibi, evde şiddete maruz kalan kadınlar da maddi kayıp, acı ve ıstıraplarını tazmin etme hakkına sahiptir. Değiştirilen Medeni Kanun, aileyi erkeklerle kadınlar arasında eşitliğe dayalı bir ortaklık olarak tanımlamaktadır.
 
Eşlerin eşit hakları, 2001 yılında 41. Madde’ye “aile... eşler arasında eşitliğe dayanır” ibaresinin eklenmesiyle Anayasa’da da güvence altına alınmıştır. 
 
Son yıllarda yapılan diğer yasal reformlar, eşlerin aile birliğini eşit ortaklar olarak, eşit karar verme yetkisiyle beraberce yöneteceklerini; aile konutu ve evlilikte edinilmiş mallar üzerinde eşit haklara sahip olduklarını belirlemiştir. “Gayrı meşru” çocuklar kavramı kaldırılmış ve evlilik dışı doğmuş çocukların velayeti anneye verilmiştir.

Türk hukuk sisteminde kadına yönelik şiddetle ilgili olarak yeni Türk Ceza Kanununda (T.C.K.) bazı hükümler bulunmaktadır. T.C.K.’nda kadına yönelik şiddetle ilgili özel bir hüküm bulunmamasına karşın yasanın çeşitli suçları düzenleyen maddeleri kapsamında değerlendirilen bazı hükümler bulunmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nda yaralama ile ilgili yasalar
Etkili eylemler bireyin bedensel bütünlüğünü bozan ve genel anlamda bedende ağrı ve acı oluşturan ve/veya oluşturabilecek olan geçici ve kalıcı, fiziksel ya da ruhsal bozukluklara yol açan travmatik etkilerdir.
 
Bir bireyi yaralama Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suç olarak nitelendirilmekte olup; kasten ve taksirli olmak üzere iki bölümde değerlendirilmektedir. Kasten ve taksirli yaralamalarda
 
T.C.K’da 86-89. maddelerde nasıl ceza verileceği belirtilmektedir. Bu şekilde bireylerin vücut dokunulmazlığını bozan etkili eylem olgularında kasdın varlığının ve ne olduğunun belirlenmesi hekimin değil, adli birimlerin görevidir. 

Yeni T.C.K.’nun 88. maddesinin 1. fıkrasında yer verilen “Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanma” kavramı ile ceza itibarı ile en hafif yaralanma grubu ifade edilmektedir.
 
Yeni T.C.K.’nun 86. maddesinin 1. fıkrasında yer almakta olan “Başkasının vücuduna acı veren / sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan yaralanma” tanımı bedensel yaralanmanın yanı sıra travmanın ruhsal etkilerini de kapsamakta olup; ön görülen ceza itibarı ile orta derece yaralanma grubunu oluşturmaktadır. 

Eski T.C.K.’nda “kişinin hayatını tehlikeye maruz kılma” olarak tarif edilen durumlar Yeni T.C.K.’nun 87. maddesinin 1.fıkrasında “Yaşamını tehlikeye sokacak derecede yaralanma” olarak yer almaktadır.
 
Bir yaralanma sonrası, kişinin yaşamının mutlak suretle tehlikeye maruz kalması, ancak gerek kendi vücut direnci, gerekse tıbbi yardımla kurtulması durumunda kullanılır. Yani olay sırasında yaşamsal tehlikenin oluşmuş olması önemli olup, ölüm olması gerekmez. Kişinin sonradan iyileşmesi de bu durumu değiştirmez. ‘’Ne olur ne olmaz’’ diyerek karar vermek yerine, her türlü tanı yöntemi kullanılarak başlangıçta doğru karar vermek önemlidir. 

Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması/yitirilmesi: Eski uygulamada “havastan veya azadan birinin devamlı zaafı” şeklinde yer alan işlev zayıflaması yeni T.C.K.’nun 87. maddesinin 1.fıkrasında yer almaktadır.
 
Yaralanmadan sonra bu durumun varlığının kabul edilebilmesi için, duyu veya organlardan birinin işlevindeki zayıflamanın sürekli olması gerekmektedir. İşlev yitimi yeni T.C.K.’nun 87. maddesinin 2.fıkrasında yer almakta olup; eski uygulamada “havastan veya el veya ayaklardan birinin veya azadan birinin tatili” şeklinde yer almakta idi. Kişideki görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyuları ile organlar ve ekstremitelerde (el, ön kol, kol, omuz, ayak, bacak, kalça) oluşan anatomik kayıp ve/veya fonksiyonel bozukluk, her bir duyu, organ veya ekstremitenin kendi anatomik yapı veya fonksiyonuna göre değerlendirilir.
 
Vücutta çift olarak bulunan organlardan birinin işlevini tamamen yitirmesi halinde, diğer organ fonksiyon görmeye devam edebilir. Bu durumda, organın işlevinin zayıflaması değil, işlevin yitirilmesi söz konusudur. Çünkü, kanun metninde duyu ve organlardan birinin işlevinden söz edilmektedir.
 
Organdaki veya ekstremitedeki anatomik kayıp ve/veya fonksiyonel bozukluğun o organ veya ekstremitenin kendi anatomik yapısı ve/veya fonksiyonuna göre % 10-50 arasındaysa “işlevin sürekli zayıflaması”; % 50’nin üstünde ise “işlevin yitirilmesi” olarak değerlendirilir.

Eski T.C.K.’nda da var olan tanımlamalardan gebe bir kadında çocuğunun vaktinden önce doğmasına neden olma yeni T.C.K.’nın 87. maddesinin 1.fıkrasında, çocuğun düşmesine neden olma ise 2. fıkrasında yer almaktadır. Burada, erken doğum ya da düşük durumunun travma ile ilişkisinin kurulması esas olacaktır.

Aynı şekilde eski T.C.K.’nda da var olan bir kavram olan “çocuk yapma yeteneğinin kaybolması” uterus, ovaryumlar ve testisler gibi üremeye yardımcı organları içine alan yaralanma durumlarında değerlendirilir.

Yaralamanın vücutta kemik kırılmasına neden olması ise Yeni T.C.K.’nun 87. maddesinin 3. fıkrasında yer alan bir kavramdır. Kırığın kişinin hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre ceza öngörülmektedir. Bu konu ile ilgili değerlendirmeler için cetvel listeler yapılmıştır.

Türk Ceza Yasası’nda cinsel suçlar ile ilgili yasalar 
İnsanın temel hak ve özgürlüklerine, bireysel özerkliğine ve bütünlüğüne yönelmiş en ağır saldırı türlerinden birisi de cinsel suçları içermektedir. 
 
Eski T.C.K.’nun da dokunma olmaksızın yapılan cinsel amaçlı davranışlar; “Alenen ve hayasızca hareketler , söz atma ve edebe muhalif hareketler” kapsamında değerlendirilmekte, dokunmanın yer aldığı ancak vaginal ya da anal penetrasyonun gerçekleşmediği cinsel amaçlı davranışlar; “ırza ve namusa tasaddi ile ırza geçmeye teşebbüs” kavramları olarak yer almakta idi.
 
Penetrasyonu gerçekleşmesi durumunda ise “Irza geçme” kavramı kullanılmaktaydı.

Bugün dünyada genel olarak kabul gören tanım şunları kapsamaktadır: "Kadın ve erkek arasında, kurbanın rızası olmadan vaginal ilişki ve cinsiyet ayrımı olmaksızın anal ilişki, fellatio (Ağızla erkek cinsel organını uyarmak) ve cunningulus (Ağızla kadın cinsel organını uyarmak), yüzeyel de olsa vaginal ya da anal girişin olduğu durumlar eşi de kapsamak koşuluyla suç oluşturur. Ama bu yasaların değişkenlikler gösterdiği, örneğin Amerika´da yine de bu tanımların federal bir yasa olmayıp, her eyalette farklı uygulamalarla sürmekte olduğu görülmektedir.

Yeni 5237 sayılı T.C.K. “kişilere karşı suçlar” kısmında cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki ve cinsel taciz suçlarını düzenlemiştir. Değişen anlayış ile bu suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar bölümü altında düzenlenerek cinsel özgürlük korunmuştur. Eski T.C.K.’da cinsel suçlar “Adabı Umumiye ve Aile nizamı Aleyhine cürümler” olarak yer almakta idi. Böylece genel ahlak ve aile düzeninin korunması ön planda idi. Yeni T.C.K.’da ise cinsel ilişkinin bireyin kişisel özgür tercihi ve gereksinimi olduğu anlayışı ön plana çıkmaktadır. Cinsel saldırı suçunun özelliği bu suçu oluşturan eylemlerin mağdurun rızası ve iradesi dışında gerçekleştirilmesidir.

Yeni T.C.K.’da 102. maddede “cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl edilmesi” söz konusudur. Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, hapis cezası artmaktadır. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde de (evlilik içi rıza dışı) suç olarak ele alınır, bu durumda yargılama mağdurun şikâyetine bağlıdır.
 
Bu uygulama ile de eşe karşı yapılan eylemlerin suç teşkil etmeyeceği anlayışı terk edilmektedir. Yeni yasada ırza tasaddi ve ırza geçme, hatta sarkıntılık suçları bir arada düzenlenmekle vücut dokunulmazlığı öngörülmektedir. Bu eylemler arasında ceza farklılığı hakimin yetkisinde olmakla birlikte adli raporların yeterli, açık, tanımlayıcı nitelikte yazılması kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesinde ve gereken cezanı verilmesinde temel unsur olacağı yadsınamaz.

Vücuda organ veya sair bir cisim sokulması ise vaginal, anal, oral yollar ile de olabileceği için bu durumların kanıtlanabilmesi için örneklerin tıbbi yöntemlere uygun olarak ve mutlaka dikkatle alınmasını gerekli kılmaktadır. Yasada vücuda kelimesinin kullanılması eski ırza geçme kavramını oldukça genişletmektedir.

Cinsel saldırı suçunun beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda ceza artmaktadır. Bu açıdan fiziksel şiddeti ortaya koyacak ekimoz gibi lezyonların tümü ile yazılması son derece değerlidir.

Cinsel saldırı suçunun üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı işlenmesi durumu yasada yer almakla ensest ilişkiler tarif edilmektedir. Okullarda ya da yurtlarda olabilecek cinsel saldırı olaylarında kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılması da cezayı arttırıcı nitelik oluşturmaktadır.

Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı da cezalandırılır.
 
Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışlar ile, diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar ise 103 maddede suç olarak tanımlanmaktadır.
 
Bu durumların açıkça ortaya konması yönünden de yazılacak adli raporlarda mağdur küçüğün psişik durumunun ayrıntılı olarak değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Örneğin uyku hali, stupor gibi bilinç durumunun bozulmaları yanı sıra alkollü olup olmadığı hususu da raporlarımızda yer almalıdır.

Cinsel saldırı suçunun yapıcısı erkek ya da kadın olabileceği gibi, bu suç aynı cinsten olan kişiye karşı da işlenebilir.

Eski yasada geçen mayubiyet tanımı bir organ fonksiyonunda bozukluk olmamakla birlikte estetik ve şeklinin bozulması durumlarını kapsamakta idi.

Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz edilmesi ise 105ci maddede ele alınmakta ve ceza öngörülmektedir. Bu durum eski yasamızdaki söz atma ve sarkıntılıkta bulunma ifadesinin yerine geçmiştir. Cinsel taciz, bir kimsenin cinsel arzularını tatmin için bir başkasının cinsel dokunulmazlığına yönelik, ancak vücut dokunulmazlığını ihlal niteliği taşımayan (cinsel saldırı boyutuna ulaşmayan) davranışlarla rahatsız edilmesidir. 

Çocuk düşürtme ve çocuk düşürme de bir suç olarak ele alınmaktadır. Yeni TCK 99. maddesinde rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürtülmesi, tıbbî zorunluluk bulunmadığı hâlde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürtülmesi de suç olarak öngörülmekte olup kadına karşı işlenen cinsel saldırı suçlarının peşi sıra zorla böyle ikinci bir dokunulmazlık ihlali oluşması da olasılık dahilindedir. Bu durumda fiil kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına neden olmuşsa, ceza artacaktır ki bu da tıbbi raporlar ile belirlenebilir. 

Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması hâlinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirilebilmektedir. Ancak, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir. Gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi de cezalandırılmasına yol açar. 
 
YASA: 
Cinsel saldırı 
MADDE 102. - (1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır. 
(3) Suçun; 
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dahil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı,
d) Silâhla veya birden fazla kişi tarafından birlikte, 
İşlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır. 
(4) Suçun işlenmesi sırasında mağdurun direncinin kırılmasını sağlayacak ölçünün ötesinde cebir kullanılması durumunda kişi ayrıca kasten yaralama suçundan dolayı cezalandırılır. 
(5) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, on yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. 
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. 

Çocukların cinsel istismarı 
MADDE 103. - (1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden; 
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, 
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır. 
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. 
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. 
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. 
(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur. 

Reşit olmayanla cinsel ilişki 
MADDE 104. - (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 
(2) Fail mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şikâyet koşulu aranmaksızın, cezası iki kat artırılır.
 
Cinsel taciz 
MADDE 105. - (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikâyeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına hükmolunur. 
(2) Bu fiiller, hiyerarşi veya hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle ya da aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlendiği takdirde, yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur işi terk etmek mecburiyetinde kalmış ise, verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

Cezayı ağırlaştıran suç unsurları olarak cinsel saldırıya uğrayan kişinin rızasının olmaması, yaşının küçük olması, akıl ve beden hastalığı bulunması, rıza haricinde veya habersiz verilen alkol, uyutucu ve uyuşturucu madde etkisinde gerçekleşmesi, hileli davranışlar, kandırma, zor kullanma ve mayubiyet gibi unsurları içermektedir .

Türk Ceza Yasası’nda duygusal şiddetle ve özgürlüğün kısıtlanması ile ilgili yasalar şu suçları kapsamına almaktadır. 
Bir kimse bir şeyi işlemek veya işlemesine müsaade etmek ya da o şeyi işlememeye mecbur etmek için diğer bir kimseye zor kullanır veya onu tehdit eder veya yetkisi olmadan veya yasalara aykırı olarak bir konuda bilgi vermesini veya inancını veya siyasi ve sosyal görüşünü açıklamasını isterse, 

Hakaret ve sövme cürümlerini
Bir kimsenin namus veya şöhret veya vakar ve haysiyetine yönelik eylemleri, 
Eyleme uğrayan kişi eyleme kendi haksız hareketiyle sebebiyet vermiş ise,
Hürriyet aleyhinde işlenen eylemleri, 
Gayrı meşru surette kişi hürriyetinden mahrum edilmesini içermektedir .

Bu konularda Yeni TCK 106-124. maddeleri arasında çeşitli tanımlar yapılmaktadır.

Tehdit: Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit edilmesi,
 
Şantaj: Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlanması 
 
Cebir: Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması 

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma: Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakma
YASAL UYARI : www.gelisimuzmani.com'un içeriği ziyaretçilerini bilgilendirmeye yönelik hazırlanmış olup sağlıkla ilgili konularda tıbbi teşhis, tedavi veya reçete bilgisi özelliği taşımaz. www.gelisimuzmani.com sağlıkla ilgili tüm konularda en doğru bilginin doktorundan öğrenilebileceğini savunur. Sitemizdeki bilgiler bu amaçla kullanılmamalıdır.

Sizde Yorum Yapın!

Adınız Soyadınız
:
E-Mail Adresiniz
:
Yorum Başlık
:
Yorumunuz
:



Bu Yazıyla İlgili Yorumlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

En Çok Okunan Yazılar

Kalıtsal Hastalıklar

Kalıtsal hastalıkların çoğu çekinik genlerle taşınır. ... » Devamını Okuyun!

Ailede Kadının Rolü

Kadınların aile içerisindeki rol ve sorumluluklarına baktığımız zaman, ön plana çıkan iki başlıktan bahsetmek yerinde olabilir.... » Devamını Okuyun!

Boşanma Sonrası Yaşam

Toplumun boşanmak isteyen kadına verdiği ilk mesaj, ?olmaz? ve ?son bir kere daha denemelisin? biçimindedir. ... » Devamını Okuyun!

Akraba Evliliği

Aynı soydan gelen kişilerin yaptığı evliliğe akraba evliliği denir. ... » Devamını Okuyun!

Dul Kalma Korkusu

Dul kalma korkusu, pek çok bayanı boşanmak fikrinden vazgeçiren güçlü korkuların en tepesinde yer alan korkudur.... » Devamını Okuyun!

Hem Anne Hem Baba Olmak

Boşanmadan sonra çocuk anne veya babadan birinde kalıyorsa dikkat edilmesi gereken kurallar;... » Devamını Okuyun!

Etkili Aile İletişimi

Değerli anne babalar, Her zaman bilinen bir söz vardır: "Eğitim ailede başlar". ... » Devamını Okuyun!

Sinirli ? Asabi Çocuklar

Öfkeli çocuklardan ayrı olarak sinirli çocuklar önemli yer tutar. ... » Devamını Okuyun!
GelisimUzmani.Com web sitesi;
Gelisimuzmani.com kullanıcıyı bilgilendirmek amacıyla içeriğini hazırlamaktadır. Sitede yer alan bilgiler doktor tedavisinin yerini tutamaz.

Bu bilgiler şahsi tanı ve tedavi yöntemi olarak değerlendirilmemelidir. Sitedeki kaynaklardan yola çıkarak ilaç tedavisine baslanmamalı ve tedavi değiştirilmemelidir.

Bu sitede yer alan yazılar kaynak gösterilmeden, kısmen de olsa kullanılamaz.

İlgili Linkler;
» Site Kullanım Koşulları » Gizlilik Politikası » Üyelik Sözleşmesi